Blog

  • EMLAKÇI TUZAĞI

    Bundan yaklaşık 7-8 yıl önce elimizdeki birikimleri topladık, arabamızı sattık ve birazda kredi çekerek bir ev almaya karar verdik Aradık taradık sonunda gerçekten beğendiğimiz bir ev bulduk . Bu ev Küçükçekmece Sefaköy’de yaklaşık 15 yıllık bir sitede bir evdi . Biz evi çok beğendik gittik gezdik ve almaya karar verdik … Evi emlakçı aracılığıyla bulmuştuk . Ve emlakçıya gerekli olan herşeyi sorduk. Kredi çekilebiliyor mu? Evin bir sıkıntısı var mı? Vs . Emlakçı bize diyor ki hiçbir sıkıntısı yok. Kredi çıkıyor . Ev güvenli falan… Ama böyle bir huzursuzluk var havada niye olduğunu anlayamadığım … Tamama dedik ve kapora verip kredi işlemleri için tapuyu almaya gittik . Ne güzel tesadüf ki o gün bankada çalışan küçük abim de bizdeydi ve beraber gittik ..

    Ev sahipleri çok tatlı insanlar . Çok hoş sohbet . İşinde gücünde falan . Neyse konuşuldu . Kahveler içildi ve tabi ki emlakçı da yanımızda . O sırada abim dedi ki hepiniz iyisiniz ama yine de bir kapora verildiğine dair sözleşme imzalayın . Herkes tamam dedi . Biz o zaman için 5 bin tl olan kaporayı verdik ve tapuyu aldık çıktık … ama tapuda bazı sıkıntılar var. İpotek ve borç gibi şeyler var ve tapunun üzerindeki isim ve sahibinin ismi değil … hemen emlakçıyı aradım dedim ki bu nedir ??? Dedi evin üzerinde ipotek var borçlar sebebiyle zaten o yüzden evi satıyorlar ama bunlar küçük şeyler . Siz bankaya ödeme yapınca o ipotek kalkıyor siz kalanını aileye veriyorsunuz… tabi ben huzursuz oldum . Büyük abim de bir bankada müdürlük yaptığı için onu aradım ve durumu anlattım . Dedi ki evet bir sıkıntı olmaz ama bunu size baştan söylemeliydi . Çok güven vermedi bana …. Tabi farklı isim olmasını da sordum emlakçıya . Dedi ki ev babasının üzerine ama tapuda oda olacak zaten … neyse diyoruz biz yine de işlemlere devam ediyoruz…

    Tam o haftada eşim Amerika’ya gidecek ve bizde kayınvalidem, görümcem , teyzem ve büyük oğlumla Armutlu’ya gidelim dedik . Kredi başvurusu yaptı eşim devlet bankasına ve uçağa bindi .. Bizde feribota bindik ve amlakçı beni aradı … Dedi ki başka alıcılarda var evi satmak için acele ediyorlar . Siz başvuru yaptınız mı falan? Dedim yaptık eve expertiz gönderecekler . Eşimde 1 hafta sonra gelecek . Alacağız …. Ama dedi sizin kredi notunuz nasıl? Bazı bankalar ipotekli olduğu için kredi vermiyor . Belki özel bankadan çekmeniz gerekebilir … Ben tabi çıldırdım . Dedim herşey yolunda dediniz sürekli bir şeyler çıktı . Şimdi de saçma sapan şeyler söylüyorsunuz . Bizim kredi almakta bir sıkıntımız yok . Evin başka bir problemi varsa da gelince eşimle görüşün . Niye beni arıyorsunuz falan … bu arada eşimin yurtdışına çıktığını da biliyor …

    Neyse o hafta banka eve expertiz göndermiş ve krediyi onaylamamış. Eşim aradı bunu söyledi . Ama emlakçı hala ısrarcı eve kredi çıkıyor size vermiyorlar . Özel bankadan başvurun diye . Yani kafamızı karıştırmaya çalışıyor. Tabi ki bankadaki expertiz de bize başka bilgi vermiyor. O sıralar küçük abim yine büyük bir bankanın emlak tarafında çalışıyor . Dedi ki ben expertiz göndereyim rapora bakalım ne varmış bakalım . Abim gönderdi ve rapor geldi . Meğerse evin üzerine bir kaç tane ipotek varmış. Aynı zamanda ev depreme dayanıklı değilmiş. Kolonları küçültülmüş . Projeye uygun yapılmamış ve iskanı yokmuş. Ama tabi ki emlakçı bize var dedi ( bizde o zamanlar bu kadar kat mülkiyetli bilmem ne olaylarını bilmiyoruz).. Ben emlakçıyı aradım durum bu biz vazgeçtik dedim . Ve kaporayı istedim .
    Bu sırada eşim Amerika’dan döndü . Ev sahibi arayıp kaporayı vermeyeceğini ve bizim kendi isteğimizle vazgeçtiğimizi söylemiş… tabi ben bunu duyunca direk emlakçıyı aradım . (Eşim çok sakindir ama ben değilim) . Dedim ki eğer o 5 bini vermezsen seni mahkemeye veririm . Elimde imzalı belgen var . Sadece mahkemeye vermem dükkanın önüne gelir bu adam dolandırıcı diye ortalığı ayağa kaldırırım beni delirtme dedim … adam tamam dedi ve ev sahibi arayıp kaporayı ay başında iade edeceğini söyledi … Bu arada ev sahibinin de bir kabahati yok . Çünkü bize bunları söyleyen emlakçı onlara da ben sizin evin durumunu baştan anlattım biliyorlardı . Kendi istekleriyle vazgeçti demiş yani iki tarafa da yalan söylemiş . Bende bu durumu tesadüfen ev sahibinin eşi ile karşılaşarak öğrendim …

    Sonuç olarak İstanbul’da yada herhangi bir yerde ev alacaksanız emlakçıların söylediğine inanmayıp mutlaka kendiniz araştırın … ve içinize sinmeyen bir yer varsa oradan kaçarak uzaklaşın . İçiniz doğru söylüyor .

  • ÇOCUKLARDA KİTAP OKUMA ALIŞKANLIĞI NASIL KAZANDIRILIR

    Merhaba sevgili dostlar. Bugün size çocuklara kitap okuma alışkanlığı kazandırmak için neler yapabiliriz. Kendi tecrübe ve bilgilerime dayanarak yazmak istedim. Bu konuda uyguladığım tekniklerin başarılı olduğunu ilk çocuğumda gördüm ve şu anda neredeyse kitap okumadan hiç uyumuyor ve bunu kendisi isteyerek yapıyor. Hatta bazen geç olunca ben uyarıyorum artık ertesi gün okul var diye. Şimdi 2. oğlumda ilkokula başlamadan kendi kendine okumayı öğrenince (bunu desteklemiyorum ilkokulda sıkılacağı için ama benden bağımsız öğrendi).onda da aynı kitap okuma hevesini artıracak teknikleri uygulamaya başladım ve gerçekten de ne kadar etkili olduğunu görüp, paylaşmaya karar verdim.

    Şimdi ilk olarak söylemek istediğim şey çocuklarınızın bu alışkanlığı kazanmasını istiyorsanız sizin de okumanız gerektiği.. Burda şöyle bir şey demiyorum kesinlikle çocuk okuma yazmayı öğrendi ve artık okuyor, sizde onunla birlikte oturun okuyun demiyorum. Tabi bu da güzel birşey ama benim bahsettiğim kitap okuma erken çocukluk döneminde çocuklarınıza okuyacağınız kitaptan bahsediyorum.. Çocuğunuz iki yaşına geldi ve odasını ayırdınız. Sonra her akşam çocuğunuz uykuya geçmeden önce kısa ama içinde güzel hikayeler veya çocuğa kazandırmak istediğiniz değerlerle ilgili hikayeler okuyorsunuz. Bu 1. adım…

    Çocuğa her akşam ya da en azından haftada 3 gün hadi hiç olmadı haftada iki gün kitap okuyarak çocuğu 4-5 yaş civarına getirdiniz. bu noktadan sonra artık kitapların resimlerini göstererek , birlikte bakarak kitap okuyorsunuz. bir süre sonra onunda bazı yerleri ezberlediğini ve orası gelince size oradaki kelimeyi söylediğini göreceksiniz.

    Bunları yaptık ya da yapmadık artık bundan sonra olmaz diye düşünmek yok. Nerden başlarsanız başlayın bu alışkanlığı kazandırabilirsiniz. Umutsuzluk yok.

    Şimdi geldik ilkokul dönemine. Çocuk okuma yazmayı öğrendi biraz biraz okumaya başladı . Bu dönem biraz sabır gerektiriyor artık. Çünkü ilk başlarda bir kitabı bazen yarım, bazen bir saatte okuyacak. Ve tabi ki her zorlandığında bırakmak isteyecek. İşte bu nokta da da hem sabır hem de yeni motivasyon kaynakları bulmamız gerekiyor. Ben burada şöyle bir yöntem izledim. Oğluma bir sosyal medya hesabı açtım. bu hesapta sadece sürekli görüştüğümüz yakın çevremiz yani aile( hala, dayı, kuzen, yeğen v.b) ve de sık sık görüştüğümüz arkadaşlarının bazı anneleri, bizim yakın arkadaşlarımız ve komşularımdan bir kaç kişi (yaklaşık 40-50 kişi yani) ekledim . Ve oğlumun her okuduğu kitabın resmini oğlumla beraber çekip fotoğraflarını koydum. bazen de hikaye kısmına okurken çektim ve koydum… Böylelikle oğlumun çevresindeki herkes onun kitap okuduğunu gördü ve oğlumu gördüklerinde ilk akıllarına gelen şey bu oldu. Aaa sen ne kadar çok kitap okuyorsun, ya da işte kaç kitap okudun ben seni takip ediyorum, seninle gurur duyuyorum sözlerini duydukça oğlum daha fazla okumak ve göstermek istiyordu.

    Sosyal medyayı bu şekilde verimli kullandıktan sonra yine kısa süreli ödüllendirmeler de yaptım ki ilkokul çağındaki bir çocuk sık sık motivasyon kaybı yaşar. Bunu ayakta tutmak için ise her ilk okuduğu 5 kitap için bir hediye aldım. 10 kitap olunca bir oyuncak aldım. 50 kitap olunca istediği bir yere götürdüm gibi belli aralıklarla motivasyonunu canlı tutmaya çalıştım.

    İlk zorlu dönem geçip çocuk kitapları okuyarak anlamaya başladığında işler kolaylaştı ama tamamen bitmedi . Burda da nerdeyse her dışarı çıktığımızda bir kitap satan kırtasiye ya da kitap evine uğrayıp istediği kitapları aldım. Eğer set olarak alacaksam da önce inceledi,içerik ilgisini çekti ve ben internetten sipariş vererek aldım.Yani çocuğun kitap konusunda seçmesine ve kendi isteğiyle okumasına izin verdim. Kendisini sürece dahil etmek te onda okuma hevesini artırdı.

    Şimdi oğlum 10 yaşında ve çoktan okuduğu kitap sayısı 500ü geçti. Ortaokula geçtiği ve benim de küçük bebeğim olduğu için artık sosyal medyaya koymuyoruz ama zaten alışkanlık olduğu için her akşam ya da ilk bulduğu fırsatta kitap okur… Kitapla kalın Hoşçakalın…

  • BEBEKLERE UYKU EĞİTİMİ!!!!

    Merhabalar sevgili dostlar. Bugün size uyku eğitimini anlatmayacağım. Çünkü bebeklerin eğitimden ve uykudan çok sizin yanınızda, kokunuzda uyumaya ihtiyaçları var…

    Küçük bebeğim 5 aylık oldu ve doğduğundan beri yanımızdaki anne yanı beşikte yatırıyorum. Ama gece emzirmelerini yaptığım için de aslında çoğu zaman o emerken bende uyukluyorum ve yerine koymuyorum. O benim kokumu alırken ben de o benim kolumdayken çok daha huzurlu uyuyorum. Evet değişik şekillerde uyuduğum için tutuluyorum ama hiçbir zaman da açıkçası yatağını ayrı bir yere koymayı düşünmedim.

    Bu konuyla ilgili çocuk gelişimi bölümünü okurken de açıkçası içime hiç sinmeyen şeyler olmuştu. Bunlardan birincisi çocuğa uyku eğitimi verilmesini savunan bilim insanları!! hep erkeklerdi yani aslında çocuktan çok biraz erkeğin kendini düşünmesi gibi gelmiştir bana. İkincisi ise bu yöntem ne anneye ne bebeğe iyi gelmiyordu. Sadece işverene, ya da eşe yani babaya iyi geliyordu. Dolayısıyla hiçbir zaman benimsemedim ve yapmadım. yapmayı da desteklemiyorum.

    İki gecedir bebeğimi yerine koyuyorum ve garip garip yüzüme bakıyor. Sonra yanıma alıp yanağını sevmeye başladığımda hemen uykuya geçiyor. Görüyorum ki sadece yanında olmak değil dokunsal olarak da beni hissetmek istiyor. Bunu her zaman istemeyecek ve zaten her zaman ihtiyaç da duymayacak. Bebeklerin bireyselleşebilmesi için önce bağlantıları sağlam kurmaya ihtiyacı var. Beyindeki sinaptik ağların bebeklik döneminde dokunsal yolla geliştiğini bilen biri olarak mümkün olduğu kadar çok bebeğimle temas halindeyim ve bunu sonlandırmak için hiç acele etmiyorum.

    Ben iki bebeğimi de 2 yaşına kadar yanımda uyuttum ve bunun onların gelişimlerine nasıl etki ettiğini gördüm. Emzirme dönemi sonunda onlarla konuşarak odalarını ayırdım ve o günden sonra da her akşam onlara kitap okuyarak uykuya dalmalarına yardımcı oldum. Ne yanımda uyudular diye ben uykusuzluktan öldüm, Ne de çocuklarım benim yanımdan ayrılırken bir kaygı çekti. Herşey zamanında ve güzeldi. Size de böyle tavsiye ederim. Boşverin eğitmeyi bebekleri, bol bol sarılın, koklaşın, öpün… Sevgiyle kalın

  • Bir Haftalık Şeker Orucu Listesi

    Sabah (Kahvaltı)Ara ÖğünAkşam Yemeği
    1.Gün2 Yumurta, Beyaz Peynir, Domates, Salatalık, Ceviz, Maydanoz, Kuru Kayısı, ZeytinElma, veya HavuçKuru Fasulye veya Nohut (etli veya etsiz), Cacık (ev yoğurduyla), Soğan
    2.Gün2 Yumurta, Beyaz Peynir, Zeytin, Çiğ Badem, Yeşillik, ÜzümPortakal veya ÇilekFırında sebze yemeği (patatessiz), Yoğurtlu Kereviz Salatası
    3.GünSüt yada Yoğurt içine sade Yulaf ve Meyve parçacıkları, Hurma, Peynir, Zeytin, YeşillikMuz veya bir tatlı kaşığı BalTavuk, Çorba, Yeşillik Salatası
    4.GünHurma, Kaymak, Yumurta, Zeytin, Peynir, Domates, Salatalık, Kuru ÜzümArmut veya ÜzümYeşil Fasulye, Turşu, Bulgur Pilavı, Sarımsaklı Yoğurt
    5.GünMenemen, Zeytin, Peynir, Kuru Kayısı, Badem, Havuç salatasıAnanas veya KiviEtli yemek, Salata, Çorba
    6.GünYumurta, Beyaz Peynir, Zeytin, Sade Tahin yada Susam ezmesi, FındıkŞeftali veya NarKarnıyarık, Yoğurt
    7.GünÇorbaMandalina veya Kurutulmuş MeyveBulgurlu Ispanak yemeği, Ev Yoğurdu
    Bu sadece örnek liste. ŞEKER ORUCU NEDİR. NASIL YAPILIR. NELER YENİR. NELER YENMEZ. Bu yazımdaki yenmeyecek olanlar haricinde ne varsa kendiniz planlayarak öğünlerinizi oluşturabilirsiniz.
    Her şeyden istediğiniz kadar yiyebilir yada yemeyebilirsiniz.
    Ara Öğünü istediğiniz saatte yapabilirsiniz yada hiç yapmayabilirsiniz. Bütün Hafta tek bir çeşit meyve yiyebilirsiniz. (Ne seviyorsanız)
    Bütün kuruyemişler kavrulmamış ve taze olmalı.
    Yoğurtlar ev yoğurdu olmalı.
    Akşam çayın yanında bir şeyler yemek isteyen kuruyemiş ve çiğ olmak şartıyla kabak çekirdeği veya çekirdek yiyebilir.
    Sabah aç karnına en az bir bardak su içilmeli. Gün içinde de içtiğimiz su miktarını arttırmalıyız.
  • ŞEKER ORUCU NEDİR. NASIL YAPILIR. NELER YENİR. NELER YENMEZ.

    Merhabalar. yazı yazmaya değil, yemek yemeye bile fırsat bulamadığım bu zamanda nihayet bir yazı için bilgisayar başına oturabildiğim için çok mutluyum. Neyse sadede geleyim. İnstagram hesabımı takip edenler biliyor. bir süredir şeker orucu yapıyorum ve bunu paylaşmaya çalışıyorum. Aslında şeker orucunu bu ilk yapışım değil. Daha önceki doğumumdan sonra da yine doğum kilolarımı vermek için yapmıştım ve yaklaşık 18 kilo vermiştim. Şimdi tekrar yapmaya başlayınca da yazayım belki yapmak isteyen olur diye niyetlenip başladım bakalım…

    ŞEKER ORUCU NEDİR: Şeker orucu özünde insanın şekerini hızlı yükselten ve hızlı düşüren gıdaların tüketimini bırakarak sağlıklı olmayı ve kilo vermeyi sağlayan bir yöntem. Yani bizim yediğimiz işlenmiş şekerler, katkılı maddeler ve nişastalı gıdalar şekeri hızlı yükseltiyor. Hızlı yükselen şekerimiz bir kaç saat içinde hızlıca düşmeye başlıyor ve beyne acıkma uyarısı göndererek aslında ihtiyacımız olmadığı halde bizi tekrar yemeye yönlendiriyor. Ve tabi ki kaçınılmaz son olarak kilo alma ve kilonun ve sağlıksız gıdaların getirdiği sağlık problemleri…Kısaca açıkladıktan sonra nasıl yapılır madde madde açıklamak istiyorum.

    NASIL YAPILIR; 1)Öncelikle şeker orucuna niyet edilir. Yani diyeceğiz ki niyet ettim ( sağlıklı olmak için, kilo vermek için, şekerden arınmak için v.b.) şeker orucu yapmaya. Bu niyetle beynimize yapmak istediğimiz şeyin bilgisini verip onun bedeninizi hazırlamasını sağlıyoruz

    2)BU konuda kesin kararı verdiğiniz andan itibaren elimizin altındaki sağlıksız, işlenmiş gıdaları uzaklaştırıp yerine sağlıklı şeylerle dolduruyoruz.

    3)İlk günlerde elinizin altında sürekli ağzınıza atabileceğiniz sağlıklı atıştırmalıklar olsun. Özellikle çalışanlar. Kavrulmamış ve mümkünse taze kuruyemişler( ceviz, badem, fıstık,fındık, kuru kayısı, kuru incir,kuru üzüm, hurma v.b), ve meyveler(elma,armut,kivi,portakal, muz,üzüm,incir,nar, v.b.) hep elinizin altında olsun. Acıkma hissettiğiniz an bunlardan yiyin. İlk başlarda bol bol yiyin. Sonra ki dönemlerde zaten canınız bile çekmeyecek ve ihtiyç hissetmeyeceksiniz.

    4) Kahvaltı olmazsa olmaz öğün ve bol bol yiyoruz kahvaltıda. yumurta, peynir, zeytin, bol bol domates, salatalık, havuç, istediğimiz kadar yeşillik(maydanoz, dereotu, marul, yeşil soğan ne seviyorsak) . menemen, taze sıkılmış meyve suları, meyve, kuruyemişler. Bol bol yiyin ki gün içinde enerjiniz düşmesin. Ve sizi akşama kadar tutsun. Çünkü bu oruçta iki öğün yemek daha iyi…

    5) kesinlikle işlenmiş olan bütün gıdaları tüketmeyi bırakıyoruz. Neredeyse paketli olan her şey işlenmiş şeker içerdiği için almıyoruz ve yemiyoruz. Buna bitter çikolata ve ekmek de dahil… Benim şeker orucumda hiç ekmek yok çünkü bütün ekmeklerin yapıldığı unlar işlenirken içine katkı maddeleri koyuluyor ve bu da onları sağlıksız hale getiriyor.

    6)Kendimize özel tabak hazırlıyoruz. Bu porsiyon kontrolü sağlar. Önce gözümüz doyacağı için bizde çabuk doyarız…

    7) bütün yediğimiz şeyleri uzun uzun çiğneyerek yiyoruz. az çiğnemek daha fazla yemeye, daha fazla kiloya ve yediğimiz gıdalar iyi öğütülmediği için mideye zarar veriyor..

    8) en az 21 gün bu diyete devam etmek gerekli. sonra zaten hiç şeker istemeyecek canınız bu yüzden çok daha kolay olacak ve bir süre sonra da iştahınız kesilecek. çünkü gerçek şeyler yediğiniz için herşeyin gerçek tadını alacak ve şekeriniz dengelendiği için sadece gerçekten acıkınca canınız yemek isteyecek.

    …Burda daha çok ayrıntı var. Ama yazı çok uzun olacak. o yüzden birazda instagramda aklıma geldikçe eklerim.

    NELER YENİR; Her türlü kavrulmamış kuruyemiş, meyve, sebze, nohut, kuru fasulye, bulgur, yulaf, buğday, mercimek ,et ve türevleri, balık tavuk, süt ürünleri, yoğurt, peynir,tereyağı,kefir, şekersiz olmak kaydıyla çay, kahve veya meyve suları(taze), zeytin, zeytinyağı. sebze yemekleri,içinde un olmayan her türlü çorba, hurma, doğal olması şartıyla bal.,… şimdilik aklıma gelenler. yarın inşallah örnek bir liste de yayınlayacağım.

    NELER YENMEZ:bütün paketli gıdalar. pirinç, patates, ekmek ve türevleri,çikolata, hazır meyve suları,cipsler, sosis, salam, sucuk gibi işlenmiş et ürünleri,enerji içecekleri,.v.b.

    NOT:sabah aç karnına su içmek ve gün içinde içtiğimiz su miktarını artırmak bu diyete bağlı olmaksızın önemli ve yapılması gerekendir.

    NOT2) bu diyet doğum yapan, emziren, ya da herhangi bir hastalığı olanlar için de uygun. çünkü aç kalmıyoruz sadece yediklerimizi sağlıklı şeylerle değiştiriyoruz…Ancak Çok önceden de ya da şimdi de doğum yaptıysanız ne kadar diyet yaparsanız yapın spor yapmadan karındaki toparlanma o kadar iyi olmuyor. yani spor şart ve karın kaslarını çalıştıran sporlar olmalı:)

    şimdilik hoşçakalın. unutttuğum birşey varsa hakkınızı helal edin.

  • DÜŞÜK SÜRECİ, TRAVMA, TERAPİ VE EMDR YÖNTEMİ ÜZERİNE BİR YAZI

    Selamlar dostlar. Uzuuuuun bir aradan sonra nihayet yazma gücü ve isteği buldum kendimde. Süreç biraz ağır olunca atlatması da zor oldu maalesef, hatta tamamen iyileştim mi onu bile bilmiyorum. Neyse hadi başlayalım bakalım. Neler dökülecek ortaya..

    En son yazıda söylemiştim. Bir bebek kaybettik. Yaklaşık iki aylıkken kalbi durdu ve kürtaj yapılarak alınmak zorunda kaldı. İkinci çocuğum olması ve ilk çocuğumun sağlıkla dünyaya gelmesi dolayısıyla bu hamileliğimde de bir sorun olmayacağı rahatlığı vardı açıkçası üzerimde. Ama olmadı ve bir anda gitti.

    Bu gidiş beni derinden sarstı. Açıkçası altından kalkamadım ve sanırım Allah beni, eşimin dualarıyla ve kalbinin temizliğiyle kurtardı diyebilirim. Bu süreçte ilk başta yaşadığım acının tesiriyle olduğunu düşündüğüm saçma hareketler, düşünceler v.s gibi şeyler yaparken sonra baktım ki herkesten uzaklaşmaya, kendimi ifade edememeye ve kimsenin beni anlamadığını düşünerek çevremdekilerden nefret etmeye başladım. Ve tabi ki en çok eşim etkilendi bu durumdan, sonra ailem ve çevremdekiler. Beni tanıyan herkes sen böyle değildin, anlat derdini demeye başladı ama ben derdimi anlatmaktan geçtim, konuşmayı bile unutmuş gibiydim.

    İyi gelir umuduyla memlekete gittim. Dışarı çıktım ama olmadı. Artık eşim de yavaş yavaş yorulmaya başlamıştı galiba. Gerçi o an bunu hiç önemsemedim ve hatta çok sonra farkına vardım. Çünkü o zamanlarda gerçekten doğru düşünemiyordum. Herkesten uzaklaşmak ve kendi başıma kalmak istiyordum. Ve sonra bir gün Allah bir vesile gönderdi…

    O zaman bir kreşte çalışıyordum ve müdiremiz bana mutlaka kreşin pedagogluğunu yapan psikologla görüşmemi söyledi. Tabi ben yine aynı umutsuzlukla, sadece görüşmüş olmak için gittim. Nerden bilirdim derdimin dermanını bulacağını. Benimle kısa bir görüşmeden sonra. bu düşük olayının bende travmaya sebep olduğunu ve emdr (uzun adını bilmiyorum) terapisi uygulayacağını söyledi..

    [bu arada travmayla ilgili bildiğim kadarıyla şeyleri paylaşmak isterim. Şu an herkesin ağzında sakız ettiği gibi basit birşey değildir bu durum. sağ ve sol beyin arasında elektriksel bağlantıları bozan, doğru düşünmeyi, konuşma yeteneğini yada farklı şeyleri etkileyen (bozan) çok ciddi bir rahatsızlıktır. Allah korusun daha ciddi şeylere de sebep olur ki bu yüzden tedavi edilmesi bence şarttır.]

    Birbirimizi daha önceden tanıdığımız ve güven ilişkisi olduğu için o gün bana bir seans uyguladı ve seans sonrası ağlayarak eşimi arayıp, onunla konuşmak istedim aylar sonra. Kendimin adını bile bilmediği, konuşamadığım herşeyin başlangıcını, ağlamaktan fırsat kaldıkça anlattım.. Daha sonra terapiye devam ettim ve kesinlikle çok çok faydasını gördüm. Yuvamızdaki huzur tekrar geri geldi. Eşimle herşey yoluna girdi ve en güzeli ben tekrar konuşmaya başladım. Önce hiç konuşmuyor değildim elbette ama kafamdaki şeyleri söyleyemiyordum. Terapinin zaten en büyük faydası bu. Yani size mucize sunmuyor. Sizin beyninizde bozulan elektriği düzene sokup gönderiyor ve zaten sonra siz kolaylıkla işleri halledebiliyorsunuz.

    Bu arada sevgili beyler( burda düşüğe bağlı olduğu için diyorum) . İyi günde kötü günde diye çıktığınız bu yolda böyle zor zamanlarda eşinize anlayış gösterin. Eminim sizi çok zorlayacaktır, hatta belki onun sizi sevmediğini düşünebilirsiniz. Ama inanın öyle değil. Onu ne yaptığını bilmeyen bir hasta olarak düşünün ki zaten öyle, anlamasanız bile sabır gösterin ve yönlendirin. Böyle bir konuda tedavi olmak en az bir kırık tedavisi kadar önemli ve acil . O yüzden bundan çekinmeyin ve tedaviye yönlendirin. Bunun inançla yada başka birşeyle ilgisi olmadığını da bilin. Bende biliyordum Allah yarattı ve o aldı yapacak birşey yok ama bu durumun bunu bilmekle inanmakla alakası yok.

    Umarım bu durumları yaşamazsınız. Ama yaşamak zorunda kaldıysanız çare aramak ve sabırlı olmak zorundayız. Hoşçakalın

  • ÇOCUĞU YATAKTAN AYIRMA

    Selam dostlar. Hemen konuya gireyim. En son memeden ayırma konusunu uzuuun uzun yazmıştım. Çünkü bana  bir ömür sürdü gibi gelmişti:) Şaka bir yana memeden ayırma süreci haftalar sürdü ve ben psikolojik olarak çok zorlandım ama yataktan ayırma tam tersine neredeyse iki gecede bitti ve ben çok mutlu oldum. Hemen süreci anlatayım…

    (daha&helliip;)

  • Memeden Ayırma Süreci 3

    Ve geldik son iki haftaya.. 3. Hafta bizim için öbür haftalara nispeten daha kolay geçti. Benim göğsümün yara olması sebebiyle akşama kadar dolan memeyi çocuğa vermek tam bir eziyet oluyordu. Ama biliyordum ki O da benim gibi akşama kadar bu anı hevesle bekliyordu… Ancak yine de canımın yanmasına tepki olarak kendimi sıkmam ve yüzümdeki acı ifadesini anlıyordu ve acı çektiğimi anlayınca memeyi bırakıyordu… Bırakması da işime gelmiyordu çünkü o süt memede kalırsa biliyordum ki daha çok canım yanacak. O yüzden emmesini söylediğimde önce seviyor, uf olmuş diyerek öpüp ondan sonra yüzüme bakarak emmeye devam ediyordu.  Acısa da devam ettik boylelikle…

    Akşam ve sabah emzirmeye başlamıştım artık 3. Haftanin ortasından itibaren. En korktuğum akşam emmeyi bıraktırmaktı. Ancak korktuğum gibi olmadı.. Bir akşam misafirliğe gittiğimiz yerde uyuyup kalınca uyandırmadan yatırdık. Gece bir kere uyanip meme istedi ama artik gece meme yok dediğimde bana sarılıp uyudu… O an çok mutlu oldum. Meme olmasa da oglum bana dokunarak uyumuştu ilk defa… Oysa ilk haftalarda bunu teklif ettiğimde beni tekmelemiş ve ağlamıştı… Sevinçten uyuyamamıştım o gece:)  Sonraki gün süt bitmiş dediğimde bakcam dedi.. Bakti, sevdi, öptü ve kapattık.. İste o an anladım ki bu iş oldu.. hem de tam istediğim gibi oldu..

    Oğlum son hafta tamamen normale döndü.. Sevgi dolu oğlum geri geldi. Öğlen uykusuna beraber yatıyorduk. Akşam uykularimiz biraz geç saate aksa da sorun kalmadı.. Son hafta artik tamamen kesmeye karar verdiğim gün oğlumla konuştum ve artık sütün bir daha gelmeyeceğini söyledim… Zaten bir kaç gündür geç uyuyup sabahta  geç uyanmaya başlamıştı. Resmen uzun zaman sonra böyle uzun sureli uyuyan ben dinlenmiş olarak uyaniyordum. Çok güzel bir duyguydu bu.. Sabah oğlum uyanınca ona ne yemek istediğini sordum kahvaltıda. Önce meme dedi. Bitmiş dediğimde bakiim dedi. Baktı ve kapattı.. Sonra ne istediğini sordum ve krep istedi.. yaptık yedik beraber.

    Böylelikle bu süreci de atlattık çok şükür. Şimdi son olarak bir kaç not da verip bu yazıyı sonlandırmak istiyorum…

    Not1=Geçiş mevsiminde, hayatınızda önemli bir değişiklik olacaksa, kafanız dinç değilse, çocuğa en az iki ay içinde başka bir eğitim (tuvalet,uyku v.s) verdiyseniz bu eğitime başlamayın.

    Not2= Çocuk istemiyor diye söz verdiğiniz zaman geldiği zaman emmeyi ertelemeyin. Yoksa çocuk size guvenmez ve inanmaz..

    Not3= mutlaka bir yol haritası belirleyin ve mümkün olduğunca değiştirmeden uygulayın..

    Not4=Çocuğa herşeyi açık açık anlatın. Bilmek onun daha kolay kabullenmesini sağlıyor…

    Sağlıkla kalin. Allah a emanet olun..

  • Memeden Ayırma Süreci 2

    2.HAFTA: Aslında gözünüzü korkutmak en son istediğim şey bile değil ancak nelerle karşılaşacağınızı bilmek bu işi yürütürken gerçekten işe yarıyor. Ben bu konuda en çok Akademisyen Anne ‘ den faydalandım. Size de yazılarını okumanızı ve videolarını dinlemenizi tavsiye ederim. Tavsiye kısmını geçtikten sonra gerçek hayata dönelim. Bu hafta bir kaç kez eşimi arayıp bu iş olmayacak galiba ben dayanamıyorum dedim. Allahtan o beni hep yüreklendirdi. Bir kaç saat daha dayan ben gelince dışarı çıkarırım gibi telkinlerle ikna etti.

    2. hafta ilk pazartesi sabahı uyandığında meme verdiğim oğluma  artık memede süt azaldığını akşam baba gelene kadar bekleyeceğimizi ve o gelince meme vereceğimi söyledim. Tabi benim oğlum bunu çok olgun karşılayıp o an tamam dedi. ama ben şok oldum tabii.. Meğerse bu ben bunu senin burnundan getirmez miyimden önceki sessizlikmiş:)  çocuğum bu hafta tamamen yabancı bir çocuk gibiydi. Benim sakin oğlum gitti. Yerine eline geçirdiği her şeyi atan, söz dinlemeyen, olur olmaz şeylere sinirlenip kendini yere atan bir çocuk geldi.

    Bu süreçte bana oturmaya gelen komşularımda bu olaydan nasibini aldı ve bana çocuğa eziyet ettiğimi memeye birşeyler sürüp bir anda bıraktırmayı tavsiye edip gittiler… Zaten benim içi zor olan bu süreçten sonra bu lafları duymak beni iyice yıprattı. Yine de istikrarlı bir şekilde gündüzleri meme verme olayını bıraktım.

    Ben babası gelince meme vereceğim dediğim için babası gelir gelmez kucağıma atlayıp anne baba meme söylemiyle hakkı olan memeyi talep ediyordu. Bende büyük bir özlemle emziriyordum( yazarken bile gözlerim doldu hatta aktı bir kaç damla öyle de çok özledim emzirmeyi) .

    Perşembe ya da cuma günüydü tam hatırlayamıyorum. Oh hafta sonu geliyor biraz nefes alacağım derken yeni bir imtihan daha ortaya çıktı.. Çocuğum ateşlendi… Sanırım geçiş mevsiminde hava değişikliği  ve sık sık dışarı çıkarmamız sonucu oldu.. tam çocuğum yavaş yavaş normalleşmeye krizlerimiz azalmaya başlamışken bu ateş çok kötü olmuştu. Ve maalesef hasta yatan ve meme isteyen çocuğu kendi başıma oyalamam ve bu stresle başa çıkamayınca çizgi film işine güzel bir giriş yaptık. Evde tv olmaması sebebiyle internetten daha önceden biraz bildiğim maşa ile ayı izlemeye başladı.. Ancak telefondan değil daha çok müdahale edebileceğim bilgisayardan açmayı tercih ettim..

    Sonuç olarak ikinci hafta benim için tam bir fiyasko oldu. Korkunç derecede yorucu, yıpratıcı bir hafta sonunda 2 gün de ateş devam edince Tam manasıyla bittim diyebilirim.. Günde iki saat kesintisiz uyuyan oğlum bir saat uyuyup onda da beş kere uyanmaya başladı. ilk 3 , 4 gece çok sık emzirmemeye çalışırken hasta olmasıyla birlikte gece sabah kadar ağzında tutmasına izin verdim ve sonuç olarak göğüs ucum yara oldu.. Zaten yeterince zor değilmiş gibi…

    Yorulduk yıprandık ama süreç devam etmeliydi. Ve artık 3.hafta artık akşam emzirmesini kesmem ve gece emzirmelerini de azaltmalıydım..  Bu  arada şunu da yazmadan geçmek istemem. Tuvalet eğitimi olan oğlum o hafta tuvaletini söylemeyi reddetti yada son dakika kaçırmaya başlayınca söyledi. Tabi bu ekstra yorucu oldu ve en son çözüm yolu olarak her altına bıraktığında yıkamaya başladım. Bundan hoşlanmadığını biliyordum ama bu süreçte bir de bununla uğraşacak kadar enerjim kalmamıştı ve sonuçta 5. yıkamadan itibaren bunu bıraktı..

    Tam umutlarım tükendi ve ben de bittim derken iyi haber oğlum sakinleşmeye başladı ve 3. hafta ikinci haftadan sonra çok daha kolay geldi. Krizler yine oldu ama 2. haftaya kıyasla daha azdı.. bu arada kriz demişken sakın meme istiyorum diye kriz çıkardı sanmayın. hatırladığım bir iki tanesini yazayım.. tuvalete niye annesi değil de babası götürmüş diye 10 dakika hıçkırarak ağladı, kahvaltıda yumurta sıcak biraz bekle dedim diye tabağıyla beraber yumurtayı fırlatıp tepinerek ağladı,  Dışarı çıkmak isteyip kapının önünde çıkmayacağım diye ağladı, Babası işten gelince annesine sarıldı diye ikimizi birden tekmeleyip kendini yere atarak ağladı. bu örnekler öyle çok ki…. Yani hiçbir zaman meme şimdi boş sonra vereceğim diye ağlamadı ama bu ağlamaların hepsi de bu sebeptendi biliyorum…(devamı gelecek)

     

  • Memeden Ayırma Süreci 1

    Hazırlık süreci: Öncelik kendi kafanızda ne zaman bitireceğinizi planlamak olmalı. Ben iki yaşını doldurunca bıraktırılması gerektiğini düşündüğüm için 2. doğum gününe bir hafta kala yumuşak bir giriş yapmayı tercih ettim. Ancak bu süreç hem psikolojik hem de bedensel açıdan zor ve yorucu. Buna hazır olmak lazım ve kesin olarak bir yol haritası hazırlayıp ondan şaşmadan devam etmek gerekir.

    Bir de bilgi alma süreci var ki tam bir fiyasko benim açımdan. Bütün okuduğum kitaplarda ve dinlediğim uzmanlardan kademeli ayırma yönteminin en sağlıklı olanı olduğumu okumama ve dinlememe rağmen çevremde anne olan kime sorduysam herkes bunun tam tersini söyledi. Genel olarak herkes memeye bir şey sürerek ayırmış ve bunun kolay ve doğru bir yol olduğunu söylüyordu… Hatta bilgisine güvendiğim bir ablam kademeli ayırmak çalışan anne için olabilir. Çocukla 24 saat birlikte olan birinin bunu başarması neredeyse imkansız gibi bir şey söylediğinde umudum biraz kırılsa da her zaman doğru bildiğimi yapma konusunda ısrarcı oldum ve iyi ki olmuşum.

    İLK GÜN:(pazartesi) Sabahtan akşama kadar istediği her anda istediği kadar emme özgürlüğü olan oğluma o gün ilk defa öğleden sonra uykusuna dalarken  bugün meme yok birlikte sarılıp uyuyacağız dediğimde ısrar etmedi ve sarıldık uyuduk. Tabi ben bir mutlu, bir rahatlamış, kendi kendime yaşanacak fırtınadan habersiz seviniyorum..ilk defa meme emmeden uyudu ve sorun çıkmadı..

    2. GÜN: ilk günün kolay geçmesinin cesaretiyle 2. gün biraz daha rahat olarak bugün de meme olmadan uyuyacağımızı söyledim. Uyumayı reddetti. 5 kere falan su istedi. 3 veya 4 kere de tuvalete gitmek istedi. En sonunda uykusuzluk iyice başına vurup ben de yorulmaya başlamışken ayağımda salladım ve uyudu. Uyandığında elimde en sevdiği meyve ile bekliyordum. böylelikle yaklaşık 3 saat daha emmeden dayandı.

    3. GÜN: Ben süreyi biraz daha uzatma hayaliyle yaşarken oğlum kalktıktan itibaren neredeyse yarım saatte bir gelip meme istedi. O istedikçe ben onu oyalamak için bin bir takla attım. En son arabasına koyup dışarı çıktım ve parkta bir saate yakın yorulduktan sonra dönüş yolunda arabasında uyudu. Tabi dönüş yolu 1 km den fazla olunca dayanamadı. Oh emmeden uyudu diye sevinecekken çıldırarak uyanmasıyla şok oldum. eve geldikten yarım saat sonra uyandı ve beni tekmeleyerek ve ağlayarak kendini yataktan attı. yanına yaklaştırmadı ne dediysem olmadı. O an emzirsem biliyorum ki bundan sonra bu krizler artarak devam edecekti.şu an süt olmadığını babası gelince meme vereceğimi söyledim. ama benim de çok üzüldüğümü söyledim. yüzüme baktı ve üzüldüğümü görünce sakinleşti. Tabi ben ona oyalanması için yiyecek bir şeyler verip lavaboya gidip ağladım..

    4 GÜN: Gündüz ememeyen oğlum bu üç gecede emme işini öyle abarttı ki sabaha kadar meme ağzında dursun istiyordu.. bu günden sonra 7. güne çok zorlamadan ve genellikle dışarı çıkıp arkadaşlarıyla yorarak falan  atlattık.. Bir kaç tane daha buna benzer krizler atlattık. Cuma  günü babası geldikten itibaren bütün yükü ona attım diyebilirim. Çünkü benim içinde zor olan bu süreci devam ettirmek için deşarj olmalıydım.. Pazar günü doğumgünü vesilesiyle kuzenleri, halaları, dedesi, babaannesi derken kolay ve güzel bir gün geçirdik.. Öbür hafta yaşanacak fırtınalara hazır olduğumu sanırken meğer ne kadar da safmışım:)) (devamı gelecek)